logo

NATO’da tasfiye edilen askerler ortaya çıktı

Vocal Europa yayın organı söz konusu üst düzey isimlerden beş tanesine ulaşarak bir röportaj yayımladı...

15 Temmuz FETÖ’cü darbe girişiminin ardından TSK’da birçok tasfiye yaşandı. Bunlar arasında NATO ve SHAPE karargahında görev almış olanlar dikkat çekiciydi. Bu isimlerin neredeyse tamamı Türkiye’ye dönmek yerine bulundukları ülkeye iltica etmeyi tercih etti. Vocal Europa yayın organı söz konusu üst düzey isimlerden beş tanesine ulaşarak bir röportaj yayımladı.

Konuşan kişilerin isimlerine söyleşide yer verilmezken, söz konusu askerlerin özellikle kendilerinin Batı yanlısı olduğuna ilişkin vurgularda bulunmaları dikkat çekti. Söz konusu askerler, tasfiye edilen askerlerin Kürt sorununda çözüm süreci taraftarı olduğu tezini şöyle işledi:

“Kürt barış sürecinin başarısızlığı ve özellikle de sonrasında meydana gelen gelişmelere bağlı olarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı kamuoyu ve silahlı kuvvetler arasında büyük bir kızgınlığın olduğu da söylenmelidir. Hükümetin Kürt meselesini ele alma hatalarını nedeniyle birçok kişi öldü. Tasfiye edilen generaller ve memurlar, liberal bir görüşe sahip uzun zamandır çözümsüz kalmış Kürt sorununu çözmek için askeri güç kullanmak yerine demokratik çözüm yollarına inanıyorlardı.

‘Ben şahsen, Ordu Komutanlığına sivil kayıplar sebebiyle Diyarbakır’daki Sur’u bombalamayı durdurmak için yalvaran, şu anda ise hapishane ve işkence altında bulunan üst düzey subaylardan birini hatırlıyorum. Ne yazık ki Erdoğan yanlısı generaller Diyarbakır ve Şırnak’taki operasyonların emrini vermişlerdi.'”

İŞTE O HABERİN TAMAMI

Geçen yıl 15 Temmuz’da gerçekleşen darbe girişiminin ardından, Belçika’da bulunan NATO ve SHAPE karargahlarında görev yapmış, Kara Kuvvetlri, Hava Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri’nde görev almış beş üst düzey Türk yetkili yapılan tasfiye operasyonuyla görevden alındı.

16 Haziran’a kadar biletini al, kışın yurt dışına tek yön her şey dahil 69 $’dan başlayan fiyatlarla uç!
Ne Kadar Erken O Kadar İyi

15 Temmuz günü yaşanan olaylar süresince hepsi Belçika’da bulunuyordu. Kötü muamele ve işkence görmekten korktukları için Türkiye’ye geri dönmediklerini söylediler. Yeni hayatlarına adapte olma süreçlerinden bahsederken kullandıkları yumuşak ses tonu, konu Türk Silahlı Kuvvetleri’ne gelince yerini tutkulu bir heyecana bırakıyor. “Türk Silahlı Kuvvetleri, ülkenin en güvenilir kurumuydu ve kadrolarına mümkün olan en iyi eğitimi vermekteydi” derken, konuşan kişinin sesi nostaljik bir tondan mağrur bir tona kayıyor.

Fakat aynı ses haksız yere tutuklanmış ve yasadışı şekilde tasfiye edilmiş arkadaşlarından bahsederken yeniden düşüşe geçiyor. “Ne yapıyorsak onlar için yapıyoruz ve onlar için konuşuyoruz” diye vurguluyordu.

Vokal Avrupa: Darbe kalkışmasının Türk ordusu üzerindeki etkisini nasıl görüyorsunuz? Ordu içerisinde yürütülen temizlik operasyonu nedeniyle Türk ordusunun savunma becerilerinde bir düşük gerçekleştiğini düşünüyor musunuz?

Çok sayıda Türk kurumu – polis gücü, hukuki kurumlar, her daim belli bir dereceye kadar politikleştirilmişlerdi. Fakat Türk Silahlı Kuvvetleri, doğrudan politik kontrol altına girmeyen bildiğim tek kurumdu, her daim tarafsız olmuş, kadroları, atamaları asla politik olmamıştı, belki sadece en üst düzey komutanlar politikleşmiş olabilirler, fakat ordunun tümünde böyle bir durum asla yaşanmamıştı. Örneğin, 20 yıldan uzunca bir süre boyunca temizlik operasyonundan sonra orduda herhangi bir politik etkinin söz sahibi olduğuna hiç tanık olmadım. Fakat şimdi, Türk ordusu , darbe kalkışmasının  ardından ortaya çıkan değişiklikler nedeniyle büyük bir risk altında. Politikleşmenin büyük riski bulunuyor ve uzun vadede Türk ordusunun karşılaşacağı en büyük ve belirgin risk olacaktır.

Türk hükümeti, 15 Temmuz’dan birkaç hafta sonra, ”güçlü ordumuz var” imajı yaratmak ve bu algıyı sürdürmek için Suriye’ye girdi. Sonuç, sadece arkadaşlarımızın ölümü ve askeri teçhizatın kaybına yol açtı. Hatta Fırat Kalkanı Operasyonu, Erdoğan yanlısı medya tarafından büyük bir başarı gibi gösterildi, Operasyonu stratejik şartlar ve operasyonel planlamadan habersiz Erdoğancı generaller komuta ettiler; sonuçta ortaya çıkan yegane şey kargaşa oldu. Üzücü olan, bu temizlik operasyonunun Türk ordusuna uzun vadeli etkilerinin olacağı gerçeğidir, insan kaynaklarında oluşan açığın kısa vadede giderilmesi mümkün değil. Bir NATO ordusunda komuta zincirinde gerekli tecrübeye sahip olmayan kişilerin emir beklediklerini hayal edebiliyor musunuz?

Muazzam sayıda deneyimli askeri personel tasfiye edilerek, elinize geçecek yegane sonuç ülkenin savunmasının gücünü kırmak olacaktır. Sonuçta, hepsi rakamlarla ilgili: 15 Temmuz’dan günümüze, kara kuvvetleri, hava kuvvetleri ve deniz kuvvetlerinden binlerce asker tasfiye edildi. Bunlar oldukça iyi eğitimli, deneyimli askeri planlamacılar, pilotlar, denizcilerdi. Kesin bir bilgiye göre şu ana kadar yaklaşık 700 pilot tasfiye edildi. Bunlara henüz uçuş deneyimi olmayan 200-300 kadar pilotun tasfiyesini de eklersen sayı 1000’e çıkacaktır. Geriye ne kaldı? 200-300 pilot ki bu sayı dahi abartı olabilir.

Hükümetin bu konuda ürettiği acil çözüm, tasfiye edilenlerine yerlerine emekliye ayrılmış eski savaş pilotlarını abartı maaşlarla yeniden işe almak oldu; fakat bu insanlar 5-6 sene önce emekli oldular ve deneyimleriyle becerilerini yitirdiler. Kaldı ki, bu emekli askerlerin çoğu askerliğe olan ilgilerini kaybettiler ve sağlık durumları savaş pilotu olmaya uygun değil. Hatırlarsanız yaşanan büyük ölçekli tasfiyenin ardından, Türk Genel Kurmayı, Suriye’de küçük ölçekli operasyonlar için dahi ABD’den hava desteği istemişti. Bu durum müttefikler üzerine de bir yük getiriyor.

Bu eşi benzeri görülmemiş muazzam tasfiyenin bir diğer yan etkisi de Silahlı Kuvvetler’de komuta zincirine karşı şimdiki güven eksikliğidir. Bu, alt kademe kadrolarda açıkça görülüyor; şu sıralar komutanın kişisel gündemini sorguluyorlar; Temel olarak, insanlar günlük rutin askeri tatbikatlarını yapmaktan korkuyorlar ve sadece postu kurtarmaya çalışıyorlar. Yani, insanlar arasındaki güven, Silahlı Kuvvetlerin kriz zamanlarında edindiği tecrübe, hepsi gitti.

“Bana göre, Türk Ordusu şimdi bazı parçaları koparılmış ve bazı parçaları kıyılmış bir vücut gibi – geriye kalanın bir canlı cisim olduğunu düşünebilir, ancak hayır, canlı değil ve sadece yürüyen ölü bir adam gibi. Bu tasfiyelerin ardından Türk ordusunda “silah arkadaşlığı” diye birşey kalmadı”

Tasfiyelerin psikolojik bir yönü ve halkın tepkilerinde endişe var: kışlaya çağırılıp polis tarafından gözaltına alınan arkadaşlarının hikayelerini biliyorlar… Bu nedenle, doğal olarak, tepkileri hiçbir şey yapmamak üzerine: hiç bir şey yapmasanız da başınız ağrıyabilir: fakat çok fazla değil, sadece biraz; fakat eğer bir şeyler yapacak olursanız, başınız ciddi şekilde ağrıyacaktır -ve bu şu anda sadece orduya özel bir durum değil, Türkiye’de her kurum için geçerli bir durum.

Vokal Avrupa: Hem Türkiye hem de yurt dışında ”kapalı kapılar ardında” yapılan konuşmaları işitenler 2016’nın henüz başlarında darbe yapılacağına dair duyumlarından bahsediyordu. Sizler, NATO çevresinde darbenin yaklaşmakta olduğuna dair herhangi bir duyum almadınız mı?

Darbe kalkışması olacağına dair hiç bir duyum almadık ve NATO çevresinde ile NATO karargahında çalışan Türk yetkililer arasında tartışıldığına tanık olmadık. Dürüst olmak gerekirse, darbe hepimizde şok etkisi yarattı, bunun olacağını beklemiyorduk. Bu konuda açık konuşalım: Pek çok Türk subayı gerçek demokrasilerde seçilmiş bir hükümete karşı bir darbe yapılmaması gerektiği görüşünde. Kuruluşundan bu yana Türkiye’nin yaşadığı her bir darbenin, demokratik başarıları açısından Türkiye’yi en az 10 yıl geriye döndürdüğüne inanıyoruz. Hükümet tarafından tutuklanan veya görevden alınan askeri personelin tümünü bilmese de, tutuklananların çoğunun, ülkenin siyasi otoritesine karşı bir darbe düzenlemeyi hiç düşünmemiş olduğunu söyleyebilirim.

Kürt barış sürecinin başarısızlığı ve özellikle de sonrasında meydana gelen gelişmelere bağlı olarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı kamuoyu ve silahlı kuvvetler arasında büyük bir kızgınlığın olduğu da söylenmelidir. Hükümetin Kürt meselesini ele alma hatalarını nedeniyle birçok kişi öldü. Tasfiye edilen generaller ve memurlar, liberal bir görüşe sahip uzun zamandır çözümsüz kalmış Kürt sorununu çözmek için askeri güç kullanmak yerine demokratik çözüm yollarına inanıyorlardı.

“Ben şahsen, Ordu Komutanlığına sivil kayıplar sebebiyle Diyarbakır’daki Sur’u bombalamayı durdurmak için yalvaran, şu anda ise hapishane ve işkence altında bulunan üst düzey subaylardan birini hatırlıyorum. Ne yazık ki Erdoğan yanlısı generaller Diyarbakır ve Şırnak’taki operasyonların emrini vermişlerdi.”

Bize göre, politikacılar muazzam büyüklükte bir hata yapmışlardı ve ağır bedelini yaşanan can kayıplarıyla bütün ulus ödüyordu. Yine de, o zamanlarda Başbakan olan Erdoğan’ın sert uygulamaları nedeniyle hayal kırıklığına uğradığımızda dahi aramızda hükümete darbe yapmayı düşünmedik. Darbe asla bir seçenek olmadı!

Aslında yalnızca tasfiye edilmiş generaller ve subayların toplam sayısını 8000’den fazla, bütün bu insanlar darbeyi gerçekten organize etmiş olsalardı, darbenin başarılı olacağı kesindi.
“Eğer tasfiye edilen generaller – toplam 320 generalin 160 ‘sının – neredeyse yarısı – darbenin planlanmada, komutasında ve uygulanmasında olsaydı, başarılı olurlardı.”

Ayrıca, darbeden bir süre önce, sosyal medyada bulunan ve şu anda artık kapalı olan bazı Erdoğan yanlısı hesaplar üzerinden Erdoğan’a darbe yaparak TSK’nın kontrolünü bütünüyle ele alması çağrısı yapan paylaşımlar da bulunuluyordu. Şu anda aktif olmayan bazı başka hesaplar üzerinden ise, darbeden iki hafta önce darbe yapılacağı haberleri yayılıyordu. Aynı hesaplardan yapılan bazı paylaşımlarda ise, şöyle deniyordu; ”Türk Silahlı Kuvvetleri ve Başkomutan Erdoğan’ın Cuma günü birlikte namaz kıldıklarını göreceğiz. O günleri göreceğiz… Değişim için hazır olun.” Açıkça görülüyor ki, darbe yapılacağından bizim haberimiz yoktu fakat Erdoğan’ın yakın çevresinin vardı.

Vokal Avrupa: Geçen sene Temmuz ayında darbeye teşebbüs etmekle suçlanan şüphelilerin davaları hakkında bize ne söylerdiniz? Birçok askeri şüpheli kötü muameleye ve ifadelerinin işkence altında kaldığına işaret ediyor. Neden darbe kalkışmasında bulundukları söylenen askerlerin davaları açık yapılmıyor ve Uluslar arası gözlemcilerin katılımına izin verilmiyor?

Duruşmalar yayınlanmıyor ve basit bir nedenle herhangi bir uluslararası izlenime izin verilmiyor: Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz’daki gerçeklerin yüzeye çıkarılmasını istemiyor ve kamuoyu tarafından kabul edilmesini istiyor. Fakat bu soru – neden darbeyi hazırlamakla suçlanan askeri personelin duruşmaları yayınlanmıyor ve uluslararası gözlemcilerin izlemesine izin verilmiyor? – Batılı ülkelerin resmi mercileri tarafından AB temsilcileri tarafından Türk hükümetine sorulmalı. Sonuç olarak, bu davalar Türkiye’nin cumhuriyet tarihinin en büyük olayı olarak görülebilir: hükümeti devirerek demokratik bir rejimi değiştirmeye çalışan bir darbe; Mantıksal olarak  medyanın ve uluslar arası gözlemcilerin duruşmaları izlemelerine izin verilmeliydi.

Öteki yanda ise, adalet sarayının dışında sanıklara idam ipleri atan ve idam cezasını desteklediklerine dair sloganlar atanların yarattıkları korkutucu atmosfer eşliğinde konuşmasına başlayan bir zamanların generalleri ve çok sayıda üst düzey yetkili darbe gecesi neler yaşandığını tam olarak anlattılar, size şunu söyleyebilirim ki, hükümet yanlısı yargıç dahi sanıkların anlattıklarının gerçek olabileceklerine dair düşünmeye başladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sıkı destekçilerinin bile hükümetin darbeyle ilgili resmi anlatımına itiraz eden şüpheler yaşamaya başladığını düşünüyorum. Bu nedenle, hükümetin uluslararası gözlemcilere duruşmalara izin vereceğini ve duruşmaların yayınlanmasını bekleyeceğini düşünmek mümkün değil. Hükümet, duruşmaların yayınlanmasının sadece yüzde 1’inin dahi propaganda için kullanılabileceğine inanmış olsa, tüm TV istasyonların canlı yayınına izin verilecekti.

Burada dikkati çekmekte fayda var ki, şehirdeki yöneticilere kamu düzensizliği durumunda polise askeri destek isteme imkânı tanıyan özel bir protokol var. Demokratik olmadığı için bu özel protokol Erdoğan’ın kendisi tarafından iptal edilmişti. İlginç bir şekilde, bu protokol 15 Temmuz’dan sadece bir ay önce tekrar hizmete girdi. Eski meslektaşlarımla yaptığım temaslara dayanarak, terörist tehditler nedeniyle kışlaya gitmem söylendiğini biliyorum; Bu özel protokolün bir uygulaması olduğu izlenimi verildi, bu yüzden o gece birçok birlik kışlalarının dışına çıktı.

Bu bağlamda, zaman size hükümetin kullandığı resmi açıklamaların yerine kişisel bir hikaye veriyor. Darbe gecesi, haberlerde darbe girişimini izlerken, üst düzey yetkili olan bir arkadaşımı aradım. Neler olduğunu anlamaya çalışıyordum. Arkadaşımın bana söylediği kadarıyla, polise destek protokolü uygulaması için askeri bir tatbikat yapıldığını söyledi, tatbikat için dışarı çıktığında ise, kendisine siviller saldırdı. 15 Temmuz gevesi gerçekleştirdiğimiz kısa telefon görüşmesinde bana aktardıkları bu kadardı. O günden sonra bir daha kendisinden haber alamadım. Eşi de arkadaşımın başına ne geldiği hakkında bilgi sahibi değil. Muhtemelen o gece Erdoğan’ın silahlı militanları tarafından öldürüldü.

Hükümetin darbe için kullandığı resmi anlatı için bir diğer önemli sorun, şüpheli generallerin yakın tarihli ifadeleri ile temsil edilmektedir.
“Çoğu, anahtar öneme sahip bir yere, yani Ankara ve İstanbul’daki askeri karargahlarda büyük çaplı bir terör saldırısının olacağı söylendiğini vurguladı. Yapılan çağrıyla, potansiyel terör saldırısını engellemek için güçlerini harekete geçirmelerini ve karargaha gelmeleri istendi. ”

Kötü muamele ve işkenceye atıfta bulunursak, darbeden sonra medyaya ve görüntülere bakarsanız, bunun için yeterli kanıt var. Öte yandan, bunu ispatlamak da zor, zira hapishanelere gitmek ve bu kişilere nasıl davranıldığını kontrol etmek neredeyse imkansız. Ancak işkence gördükleri ya da kötü muamele gördükleri arkadaşlarımız hakkında çok üzücü, dramatik hikayelerimiz var ve sözler yaşadıkları trajediyi anlatmaya yetmez.

Türk Genel Kurmay Başkanı Yardımcısı, Teğmen Albay, Levent Türkkan’ın muazzam bir işkenceden geçtiği iyi bilinen bir örneği değerlendirelim: elleri kırılmış, kafası kesilmişti.

”Dolayısıyla ifadesinde bir Gülenci ve bir darbeci olduğunu söylemek zorunda kaldığı açıktı. Dahası, duruşmada ilk ifadesinin ağır işkence altında alındığına karar verildi. Aslında, aynı şey, önceden yazılı ifadeler imzalamaya zorlanmış birçok başka kişiye de uygulanmıştı.”

Aslında, darbe sonrası dönem, hükümetin resmi anlatımıyla ilgili tutarsızlıkların bazılarını izlemek için çok ilginçtir. Yetkili makamların darbe sonrası dönemi nasıl ele aldığına bakarak, görebildiğimiz şey, devam eden tutuklamalar ve işten çıkarmalardan ibaret ama gerçekten 15 Temmuz’da yaşananlar hakkında sağlam belgeler değil. Örneğin, Meclisin Darbe Soruşturma Komisyonu, ne insanların öldürülüşünü ne de mermilerin geldiği yeri araştırmadı. Bunun yerine, komisyon duruşmalara 15 Temmuz’da hayatlarını kaybedenlerin yakınlarını davet etti. Çok garip bir şekilde, 15 Temmuz olaylarının önemli isimlerinden olan Ulusal İstihbarat Teşkilatı Meclisi Başkanı Hakan Fidan; Genel Kurmay Başkanı Hulusi Akar; Türk Özel Kuvvetleri Komutanı Zekai Aksakkali’ye meclis komisyonu üyeleri önünde ifade vermek için çağırılmadı.

Vokal Avrupa: NATO’nun darbenin tam olarak nasıl ve kim tarafından yapıldığını ortaya çıkarmak için sorumluluk üstleneceğini düşünüyor musunuz?

NATO’nun darbenin nasıl ve kim tarafından organize edildiği konusunda doğrudan ve resmi olarak bir soruşturma yapacağını sanmıyorum. NATO’nun bugüne kadar yapabileceği ve yapmış olduğu şey, darbenin NATO’nun savunma yetenekleri üzerindeki etkisini değerlendirmektir.

Nitekim, NATO için bu egemen bir ülkenin meselesidir. Bireysel olarak, NATO’lu insanlar durumumuzu, arkadaşlarımızın Türkiye’deki trajik durumunu anlıyorlar … Ancak, NATO üyesi olan Türkiye, artık Kuzey Atlantik İttifakının kurulduğu ilkeleri ve değerleri değerlendiremiyor gibi görünüyor. Bununla birlikte, NATO ilkeler adına konuşabilir ve konuşmalıdır. Bu nedenle, NATO, Türk makamlarına, askeri ittifak olmasına rağmen demokratik değerleri de desteklediğini hatırlatabilir. Buna ek olarak NATO, Türkiye’ye, askeri personele, savaş veya acil durumda bile işkenceye ya da acımasız ya da aşağılayıcı muameleye tabi tutulamayacağını hatırlatabilir

Büyük haksızlıklar yaşadık ve sıklıkla duygusallaştık ve bu duygusallığın etkisiyle “NATOve AB Türkiye ile bağlarını kesmeli” dedik. Fakat aynı zamanda mantık, pragmatizm ve akılcı düşüncenin hakim olması gerektiğini ve bu bağlamda AB ve NATO’nun Türkiye ile olan iletişim kanallarının açık kalması gerektiğini düşünüyoruz ve bu bağlamda örnek bir örnek veriyoruz: Ocak ayında bazı AB Temsilciler Türkiye’deki bir cezaevine gitti ve bir ay boyunca ziyaretlerinin öncesinde arkadaşlarımız daha iyi bir muamele gördüler. İletişim hatları açık kalmalı, ilişkileri kesmek yalnızca Başkan’ın başkanlığını artıracaktır – aynı zamanda ilkeler üzerine görüşmeler durdurulmamalıdır.

Vokal Avrupa: Türk hükümeti, NATO Karargahında çalışmış olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nden birçok üyeyi darbe girişimi için Başkan Erdoğan’ın sorumlu tuttuğu Gülen Hareketi üyelerinden olmakla suçlayarak görevden aldı. Neden tasfiyenizin nedeninin bu olduğunu düşünüyorsun?

Memur A: Sanırım bertaraf etmenin başlıca nedeni, Batılı bir geçmişe sahip kapsamlı eğitimime sahip olduğum gerçeğidir.

Memur B: Sanırım, Başkan Erdoğan’ın zihniyetine uygun olmayan biri olarak bildiğim için görevden alındım. Genel olarak Silahlı Kuvvetler’de siyasetten söz etmiyoruz, fakat birçok arkadaşıma, hükümetin izlediği politikaların bazı yönleriyle anlaşmadığımı söyledim. Sebebi bu olabilir. Ayrıca, hükümet yanlısı medyanın anlatılarından biri olan NATO’nun darbenin arkasında olması nedeniyle NATO’daki görevim de kendi başına bir gerekçe olabilir. Son olarak, ABD’de bir derece aldım ve ABD’nin darbenin arkasında olduğuna dair güçlü bir hikaye haline getirildi.

Subay C: Ben Batı ülkelerinde ve ABD’de kapsamlı eğitim aldım ve aynı zamanda birçok kez arkadaşlarına Başkan Erdoğan’ın politikalarını desteklemediğimi söyledim.

Memur D: Sanırım liberal ve Batılı-fikirlere sahip olduğumdan temizlendiğimi düşünüyorum. Fakat temel sebep, bence, tamamen Erdoğan zihniyetine karşı çıkmış oluşum. Bu, Türk Silahlı Kuvvetleri’nden Erdoğan’ın beni atması için yeterli sebepti.

Memur E: Çok sayıda ordu mensubunu atmak için hükümetin bir mekanizmaya ihtiyacı olduğu için subayların tasfiyesine zemin oluşturmak için 16 kriter icat ettiler. Bu tarihe kadar, neden tasfiye edildiğimi hiç haberim olmadı ve yasal çerçeve hala eksik.

Not: İddiaya göre birçok askerin tasfiye eidldiği temel 16 kriterden biri, (a) Bank Asya’da banka hesabı bulunan ilk ve ikinci derece akrabaları Gülen hareketi ile yakınlığı bulunanlar hükümet tarafından tasfiye edildi.

Memur A: Birisini Gülenci olarak suçlamak, Erdoğan’ın istediği herkesi temizlemesi için kullanışlı bir yoldur. Bazı insanlar herhangi bir aslı olmaksınız birilerini Gülenci olarak göstermeye zorlandılar. Bu sayede birçok polis ispiyoncu olmaya zorlandı.

Memur C: Liberal iseniz, Batılı görüşüyorsanız ve / veya Başkan Erdoğan’ı desteklemiyorsanız, kesinlikle listesiniz. Kaçış yok.

Vokal Avrupa: Türk Silahlı Kuvvetleri’nde bize farklı gruplara dair bilgi verir misiniz? Türk ordusunda ne tür toplumsal, siyasi ve dini gruplar temsil edilir ve darbeye etkileri nedir? Türk Silahlı Kuvvetleri’nde çok sayıda gizli Gülençinin olduğunu düşünüyor musunuz? Evet ise, neden bu insanlar kendilerini gizlemek zorunda kalıyor?

Memur A: Türk milleti Atatürk tarafından kurulduğunda Ordu’ya özel bir görev verildi. Ülkemizde kışlalarda ulusun bütün kesimlerini görebileceğiniz bir askeri hizmet şarttır. Fakat aynı zamanda ordu, Türkiye’nin Batılılaşmasının bir aracı olması nedeniyle, askerlik hizmeti ile daha batılı bir şekilde verildi. Bununla birlikte, Türk ordusunda her zaman askerleri batı biçiminde eğitmeye çalışıyoruz. Tüm kariyerim boyunca ordudaki Türk milletinin tüm kalıplarına rastladım. Kırsal alanlardan, şehirlerden, bazıları eğitimli, bazıları orta sınıf ailelerden gelen insanlar … kuşkusuz ki, Türk Ordusu’nun daima Türk ulusunun bir anlık görüntüsü olduğunu söyleyebiliriz. Toplumda solcular varsa, orduda da kesinlikle solcular var. Eğer toplumda sağcılar veya İslamcılar varsa, orduda da var.

Bununla birlikte, cumhuriyetin kurulmasından bu yana kaydedilen tüm demokratik başarılara rağmen, askeri personelin gerçekte kim olduklarını ortaya koymak konusunda halen endişeleri var. Askeri personelin hangi çizgide olması gerektiği konusunda “gerçek kendilerini” anlatmaktan hâlâ korkuyorlar.
Bir komutan olarak, komutam altındaki görevlilere hep saygı duydum. Ancak memurların komuta zincirinde hareket edip etmediklerini veya eylemleri için farklı motivasyonları olup olmadığını öğrenmek zorundayız. Bunu bilmek zorundayız. Burada vurgulamak istediğim, Türk Ordusu’nda, özellikle subaylar, üst düzey subaylar ve personel subayları hep izlendiğidir.
“Ordunun beni tanıdığımdan daha iyi tanıdığını söyleyebilirim. Türk ordusunda farklı bir motivasyon kaynağı veya örgüt kaynağı gizlemek imkansızdı.”

Bu bağlamda, yönetim tarafın sorunuzla ilgili çok önemli bir değişikliğe değinmek istiyorum. Herhangi bir “uygun olmayan” durumu bulmak ve onları Silahlı Kuvvetler dışında sistemden çıkarmak için 2005 yılına kadar mekanizmalar vardı. Bunun demokratik olup olmadığını tartışmıyorum, ancak o zamanlar öyleydi. İlginç bir şekilde, Erdoğan 2007 yılının başında bu süreci durdurdu.

Silahlı kuvvetlerde, hiç kimse size “Ben bir solcu, bir İslamcı, bir Gülenist” veya başka bir üyeyim demeyecektir. Ama arkadaşlarınız var ve ailelerini biliyorsunuz, nasıl yaşadıklarını biliyorsunuz … Dolayısıyla Gülencilerin silahlı kuvvetlerdeki oranının hükümetin savunduğu kadar büyük olduğunu düşünmüyorum. Eğer bu doğruysa, darbe başarılı olurdu. “Bu askeri personel yüzdesi Gülenist” demek saçmalıktır.

Görevli B: Hükümetin bir çok temsilcisi silahlı kuvvetlerdeki Gülencilerin sayısını belirlemek için %20, %30, %40 ve hatta yüzde %60 gibi çeşitli sayıları paylaştı. Bu sayıları nereden buldular? Bu sayıları nasıl hesapladılar?

“Silahlı Kuvvetlerde çok sayıda Gülenist varsa, neden darbeden önce herhangi bir önlem almadılar? Bence bu rakamlar arıtmayı mantıklı hale getirmek ve haklı kılmak için sunuluyor “dedi.

Bunun aksine Genelkurmay Başkanlığı, Türk silahlı kuvvetlerinin yüzde 1,5’inin darbeye karıştığını söyledi. Ne ve gerçekte olanın ne olduğu arasında büyük bir tutarsızlık vardır.

Memur C: Tüm bu kategorizasyon hakkında çok şüpheliyim. Öncelikle, bir Gülenist nedir? Bu bakımdan tanımlanabilir bir değişken yoktur.

“Bir Gülenist nedir ve bir Gülenciyi nasıl tanımlarsın, başa çıkmak için çok sorunlu konular vardır. Başkan Erdoğan’ın oğulları Gülenist midir? Gülenist bir okuldan mezun olmasına rağmen, şimdi Gülencilerin acımasız düşmanlarından biridir. Yoksa Başkan Gülenist midir? Daha önce Gülen’le kahvaltı yapmış biri.”

Dolayısıyla, bu tür kategorizasyon ayakta durmaz. Örneğin, son 4-5 yıl içinde Askeri Akademideki genç öğrenciler, stratejik bilgi birikimi kabiliyetine sahip subaylar edinmek amacıyla Çince ve Rusça öğrenmeye yöneltildi. Çince ve Rusça öğrenen bu insanlar, Çinli veya Rus yanlısı olarak kategorize edilebilir mi? Dolayısıyla, Gülenist ya da Rus yanlısı gibi kategorizasyon, benim fikrime göre bilimsel değil: mantığa sahip değil ve mantıklı değil. Ordu’nun tek tip memuru bulunur: milletine ve Mustafa Kemal Atatürk’ün prensiplerine bağlı olmalıdır.

Memur D: Silahlı Kuvvetlerdeki herhangi bir kısmın takipçilerinin sayılarını kimse söyleyemez. Bunun gibi bir sınıflandırma yok. Özellikle, Gülen’in Silahlı Kuvvetlerdeki takipçileri varsa, bence Başkan Erdoğan’ın 2007’de bu sürece müdahale etmesi nedeniyle daha düşük sıralamalara gireceklerdi. Bu bakımdan Türk kıdemli arasında Gülencilerin bulunduğunu sanmıyorum. Memurlar veya generaller.

Memur E: Daha önce söylenenleri desteklemek için, Türk Silahlı Kuvvetlerinin her zaman cumhuriyetin en iyi ekibi olduğunu ve daima laik olduğunu söylemek isterim. Seküler silahlı kuvvetlerdeki bir grubun herhangi bir klik veya Gülencilerin üyesi olarak adlandırılması laik subaylar için çok korkunçtu.

Vokal Avrupa: Türk Ordusu darbenin travmasını iyileştirebilecek mi? TSK, Başkan Erdoğan’ın ve AK Partinin tam kontrolü altına mı düştü? Evet ise, sonuç ne olacak?

TSK’nda darbenin travmasını gidermek için herhangi bir çaba görmüyoruz. 15 Temmuz sonrasında, Türk ordusunu temsil eden silahlı kuvvetler komutanlarının davranışlarında önemli değişiklikler gördük. Şimdi, Başkanımız Erdoğan’ın hemen yanında camide sık sık ibadet eden bir Genel Kurmay Başkanlığımız var. Türk silahlı kuvvetlerinde daha önce hiç böyle bir şey olmamıştı. Daha da önemlisi, genelkurmay başkanlığını eline alıp siyasi konuşmalar yapması ve Genel Sekreter Başkanı Erdoğan ile iktidar partisinin lehine olan siyasi mitinglerine katılabilmesi nedeniyle Genel Kurmay Başkanlığı için bir alışkanlık haline geldi.

Bir diğer önemli gelişme, uzun yıllar askeri olarak tecrit edilen AK Parti ile bağlantılı İslamcıların artık Ordu’daki kritik pozisyonlara aday gösterilmekte olmasıdır. Bu insanların birçoğu yeni gündüzleri günde beş kez kılıp kılmadıkları konusunda sorular soruyor ve hatta dualarla ilgili sorular yöneltiyorlar. Daha da önemlisi, herhangi bir AKP yetkilisinin bir öneri mektubu varsa, açık pozisyona uyup uymadığınızı kontrol etmeden işe başlıyorsunuz. Bu kesinlikle Ordu üzerinde muazzam bir olumsuz etkiye sahip olacak. Mevcut ayar devam ederse, bunun olacağını düşünüyoruz.

Eğer Erdoğan yanlısı Selefilerin, 5. madde kapsamında kolektif savunma amacıyla Polonya ya da bir Baltık ulusuyla birlikte NATO’ya tehdit oluşturan bir tehlikeye karşı savaşacağını düşünen varsa, söyleyebilirim ki büyük yanılgı içerisinde. Erdoğancılar bu konuda daha fazla şey söyleyebilirler, şunun gibi; ”Neden bir Müslüman bir kafirin ülkesini diğer kafirden korusun?” NATO’nun bütünlüğünü sorgulayacaklardır. Bu bağlamda, Türk NATO görevlerinin şu anda Erdoğan subayları ve generalleri ya da aşırı milliyetçi olanlar tarafından doldurulduğunu da hatırlamak önemlidir.

Türk Ordusu’nun şu anda Başbakan Erdoğan’ın tam kontrolü altında olması sonuçlarından birisi, Türk silahlı kuvvetlerinin Erdoğan ve Rus yanlısı arasında bölünmüş olmasıdır. NATO’nun Suriye’de aşırılık yanlılarına karşı bir operasyon düzenleyeceğini ve Türkiye’nin harekatın bir parçası olduğunu düşünün.

Taraflardan biri, Türk Silahlı Kuvvetleri’nden Selefistler, NATO’nun Suriye’deki IŞİD aleyhindeki operasyonlarını zayıflatabilirken, öte yandan, NATO’nun herhangi bir operasyonunda NATO’nun operasyonundan memnun kalmayacak olan, Türk askeri gücünde bulunan Doğu Perinçek’in etkisi altındaki Rus yanlısı subayları bulunduruyorlar. Rusya’nın yoğun bulunduğu Suriye. NATO Türkiye ile istihbarat paylaştığında bu insanlar nasıl tepki verecek?

Daha da önemlisi, silahlı kuvvetlerde hala kilit görevler var ve Erdoğan, bu görevlerin destekçileri tarafından işgal edilmesini, özellikle üst düzey görevlilerin pozisyonlarını istiyor; Perincek ordudaki Rus yanlısı ağları için bu garnizonları istiyor. Bazıları zaten iki grubun er ya da geç çatıştığını iddia ediyor; çünkü bunlardan biri bütün gücü savunacak. Ancak şu ana kadar çok iyi koordine ediliyorlardı.

Son olarak da belirtilmelidir ki, Türk Ordusu Türkiye’nin AB ile ve Batı ile genel olarak ilişkisinin sürdürülebilir bir bağlantısı idi.

“Şimdiye dek tanık olduğumuz şey, ordu içinde yetişen ve İslamcı görüşlere sahip yeni nesildir.”

Ayrıca, coğrafya, Avrupa’ya olan yakınlığı, Türkiye ile Avrupa arasındaki bağlar nedeniyle, ikincisi, tasfiyecilikten dolayı bürokratik elitin gittiği gerçeğini göz ardı edemiyor. İstikrarsızlık herzaman Türkiye’de olmuştur, ancak bunu halledebilecek kişiler de oradaydılar. Ve şu an, daha fazla istikrarsızlığı önleyecek hiçbir Türk bürokrasisi yok.

Vokal Avrupa: Türk ordusunun daha çok Avrasya gündeminde olması muhtemel midir? Türkiye ve bölge için hangi zorluklar tetikleyebilir?

Bir şey açık: ordu, oportünist olan Başkan Erdoğan’ın tam kontrolü altındadır. Bir gün Rus Rusya’yı tercih edebilir, o zaman geçen gün Trump ile el sıkıştığını ve İran’ı tercih edebileceği başka bir günü görebilirsiniz.

Başkan Erdoğan’ın ittifaklarını kolayca değiştiren saf bir oportünist olduğuna dair, Moskova ile yapılan jet krizi sırasında nasıl davrandığına bakarak pek çok kanıt bulabilirsiniz. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, emri verdiklerini söyleyen eski Başbakan Davutoğlu’na rağmen, Rus jetiyle mücadeleyi komuta eden kişinin kendisinin olduğunu belirtti.

“Ancak Ruslar Türk hükümetine karşı sert güç politikası başlattıklarında Başkan Erdoğan, bunun Türk-Rus stratejik ilişkilerini istikrarı bozmak için püskürtecek bir Gülenist pilot olduğunu belirtti.”

Ordu Başkan Erdoğan’ın kontrolü altındadır ve oportünist olduğu için, Türk ordusu Başkan Erdoğan’ın emellerine dayanan bir Avrasya gündemi ya da başka bir gündem peşinde olabilir. Ve bir NATO üyesi öngörülemeyen bir şekilde hareket edemez.

Dahası, günümüzde olduğu gibi böylesi bir Batı karşıtı tutum Türkiye’de daha önce hiç bulunmadı: televizyon izlediğinizde, gazeteleri okuduğunuzda, Batı’ya karşı böyle bir düşmanlık var … ve bu Batı hedefli düşmanlık sadece Türkiye’Deki halkı değil, Türkiye’nin Avrupa’daki diasporalarını da etkiliyor. Bu Batı karşıtı tutum bir bakıma büyük Türk topluluklarına sahip bazı Avrupa ülkelerinde güvenlik meselesi haline gelebilir.

Öte yandan Rusya, Türkiye’deki mevcut durumdan kesinlikle yararlanıyor, çünkü Moskova Ankara’yı kendisi ile NATO aleyhinde beklemek istiyor. Ayrıca Türkiye, Rusya’dan S-400 füzeleri satın alma anlaşmasını imzalamaya çok yakın. Bu, NATO üyesi için gerçekten inanılmaz. Bu kesinlikle NATO’nun birliğine değil NATO’nun savunma kabiliyetine de zarar verecektir. NATO bu alıma tepki gösterdiğinde, Türkiye NATO ortaklarını bu füzeleri herhangi bir NATO operasyonu için kullanmayacağına, ancak iç güvenlik tehditleri için kullanacağına dair güvence vermeye çalıştı.

“Altını çizilebilecek olan şey şu ki Rusya, NATO’nun üst düzey kararları üzerine Türkiye üzerinden baskı yapmış durumda.”

Vokal Avrupa: Trump yönetiminin Rakka savaşına katılması için Suriye Kürd Birimleri’ne (PYD) ağır silah tedarik etme kararını nasıl görüyorsunuz? Bunun Türkiye-NATO ilişkilerini nasıl etkileyecektir?

NATO-Türkiye sorunu değil, çoğunlukla ABD-Türkiye meselesidir, çünkü bu NATO’nun bir kararı değil, Amerikan yönetiminin bir kararıdır. Şaşırtıcı olan şey, Başbakan Erdoğan’ın Trumpyönetimin PYD’ye ağır silahlar tedarik etme kararına karşı eleştirisinin çok ılımlı olduğu gerçeğidir. Obama İdaresi olsaydı, Başkan Erdoğan’ın tepkisi farklı olurdu.

Ancak YPG, Türkiye’nin Kürt meselesinin de bir parçası. Bildiğimiz – ve şu anda tutuklanmış ya da işten çıkarılan – tasfiye edilmiş generaller ve subayların birçoğu çok liberal fikirlere sahipler; Kürt meselesinin uygulanabilir bir çözümü için yeni adımlar atma yaklaşımını destekliyorlardı. Erdoğan yanlısı generallerin Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu bölgesindeki masum insanları, kadınları ve çocukları hedef alan operasyonlar yürütmesini durdurmaya çalıştılar. Birçok alanı, köyü ve şehri topçu silahlarıyla yok ettiğini görünce … bu sadece acı verici bir şeydi. Sakinleri Kürt olduğu için bütün bu yerler harap oldu. Kalan generaller ve en üst düzey subaylar, Kürt meselesiyle ilgili olarak zorlayıcılar. Bu nedenle Başkan Erdoğan, sadece Kürt meselesini barışçıl yollardan çözmek isteyen subayları değil, aynı zamanda Kürt meselesini demokratik bir şekilde çözme fikrini de tasfiye etti.

 


Çeviri: Şıvan Okçuoğlu

Odatv.com

Kaynak: http://www.vocaleurope.eu/monday-talk-with-turkeys-dismissed-nato-officers/


 

Share
503 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.